Bu Küçük Alışkanlık Hayat Kalitemi Cidden Artırdı
Hayatımı değiştiren şey büyük bir karar olmadı.
Ne sabah 5’te kalkmaya başladım,
ne radikal bir detoks yaptım,
ne de “yeni bir ben” oldum.
Sadece küçük bir alışkanlık edindim:
Her boşluğu telefonla doldurmamayı öğrendim.
İlk bakışta çok basit geliyor.
Hatta önemsiz gibi.
Ama fark etmeden hayatın büyük kısmı küçük boşluklardan oluşuyor.
Asansör beklerken.
Otobüste otururken.
Yemek gelirken.
Birisini beklerken.
Can sıkılınca.
Düşünmek üzereyken.
El otomatik olarak telefona gidiyor.
Ben de yıllarca bunu yaptım.
Sorun Telefon Değildi
Sorun, zihnin bir saniye bile boş kalmasına izin vermemekti.
Çünkü modern hayat bize sürekli bir şey tüketmeyi öğretti.
Sessizlik olunca video açıyoruz.
Beklerken akış kaydırıyoruz.
Canımız sıkılınca içerik arıyoruz.
Sanki zihnin durması tehlikeliymiş gibi.
Ama insan sürekli uyarılınca kendi düşüncelerini duyamamaya başlıyor.
Bunu geç fark ettim.
İlk Başta Aşırı Garip Geliyor
Telefonu cebimde bırakmaya çalıştığım ilk günlerde içimde sürekli küçük bir huzursuzluk vardı.
Bir şey kaçırıyormuşum gibi.
Sanki o birkaç dakika değerlendirilmeliydi.
Çünkü beynim artık her boşluğu “mini eğlence alanı” olarak görmeye alışmıştı.
Ve dürüst olmak gerekirse bu alışkanlığın ne kadar otomatik hale geldiğini fark etmek biraz rahatsız ediciydi.
Sonra İlginç Bir Şey Oldu
Zihnim yavaşlamaya başladı.
Gerçek anlamda.
Bir kafede otururken ilk kez etrafa baktığımı fark ettim.
Yürürken düşüncelerimin bölünmediğini fark ettim.
Sürekli içerik tüketmeyince beynimin biraz nefes aldığını fark ettim.
Ve en önemlisi:
Can sıkıntısı geri geldi.
Ama kötü anlamda değil.
Çünkü can sıkıntısı bazen zihnin kendini toparlama alanıdır.
Yeni fikirler çoğu zaman tam da o sessiz anlarda ortaya çıkıyor.
Sürekli Tüketmeyince Hayat Daha Gerçek Hissettiriyor
İnsan ekranla arasına küçük bir mesafe koyunca garip bir şey oluyor:
Dünya biraz daha görünür hale geliyor.
Normalde fark edilmeyen şeyler dikkat çekmeye başlıyor:
- sokaktaki sesler,
- insanların yüzleri,
- havanın hissi,
- kendi düşüncelerin.
Çünkü dikkat sürekli parçalanmadığında zihin tekrar çevreyle bağlantı kuruyor.
En Büyük Değişim Ne Oldu Biliyor musun?
Zaman yavaşladı.
Eskiden günler birbirine karışıyordu.
Çünkü her boşluk aynı şekilde geçiyordu:
ekran, içerik, kaydırma, tekrar.
Şimdi ise bazı anlar gerçekten yaşanmış gibi hissediliyor.
Küçük ama gerçek bir fark bu.
Modern Dünya Sürekli Dikkatini İstiyor
Ve bunun normal olduğuna bizi ikna ediyor.
Her boşluk doldurulmalı.
Her sessizlik tüketilmeli.
Her saniye değerlendirilmeli.
Ama insan zihni bazen hiçbir şey yapmamaya ihtiyaç duyuyor.
Sadece durmaya.
Belki de bu yüzden o küçük alışkanlık düşündüğümden daha büyük bir etki yarattı.
Çünkü mesele telefondan uzaklaşmak değildi.
Kendi zihnime tekrar yaklaşabilmekti.


Bir yanıt yazın