Bu Özelliği Kim İstedi? Uygulamalar Neden Sürekli Kötüleşiyor?
Bir uygulamayı güncelliyorsunuz.
Sonra açıyorsunuz.
Ve içinizden aynı cümle geçiyor:
İnsan ister istemez şu soruyu soruyor:
Bu özellikleri gerçekten kim istiyor?
Ve bunun tesadüf olmayan bir nedeni var.
Uygulamalar Artık Araç Değil, “Sistem”
Eskiden uygulamalar belirli bir işi yapmak için vardı.
- Mesajlaşma uygulaması mesaj gönderirdi.
- Fotoğraf uygulaması fotoğraf paylaşırdı.
- Müzik uygulaması müzik çalardı.
Bugün ise her uygulama tek başına bir “evren” olmaya çalışıyor.
Mesajlaşma uygulaması ödeme sistemi ekliyor.
Video uygulaması alışveriş özelliği getiriyor.
Sosyal medya platformu yapay zekâ asistanı koyuyor.
Not uygulaması bile sosyal ağ olmaya çalışıyor.
Çünkü teknoloji şirketleri artık kullanıcıya hizmet etmekten çok, kullanıcıyı uygulamanın içinde mümkün olduğunca uzun süre tutmaya odaklanıyor.
Modern uygulamaların temel hedefi artık şudur:
“İşinizi hızlıca halledip çıkmanız” değil,
“olabildiğince içeride kalmanız.”
Bu yüzden sadelik kayboluyor.
“Kullanıcı Deneyimi” Değil, “Etkileşim” Kazanıyor
Şirketler uygulamaları genellikle kullanıcıların sevdiği için değil, ölçülebilir veriler arttığı için değiştiriyor.
Bir özellik sinir bozucu olabilir ama:
- uygulamada geçirilen süreyi artırıyorsa,
- daha fazla bildirim açtırıyorsa,
- daha çok kaydırma yaptırıyorsa,
- daha fazla reklama maruz bırakıyorsa,
şirket açısından “başarılı” sayılıyor.
İşte bu yüzden kullanıcıların nefret ettiği birçok özellik asla kaldırılmıyor.
Çünkü kullanıcı mutsuz olsa bile uygulamayı kullanmaya devam ediyor.
Dijital dünyanın acı gerçeği şu:
İnsanların şikâyet etmesi, şirketlerin başarısız olduğu anlamına gelmiyor.
Bazen tam tersi oluyor.
Sürekli Güncelleme Kültürü
Bir başka problem de “sürekli yenilik yapma zorunluluğu.”
Teknoloji dünyasında yerinde saymak başarısızlık gibi görülüyor. Bu yüzden şirketler bazen gerçekten ihtiyaç olmadığı halde değişiklik yapmak zorunda hissediyor.
Arayüz değişiyor.
Menüler yer değiştiriyor.
Butonlar kayboluyor.
Çalışan özellikler yeniden tasarlanıyor.
Neden?
Çünkü yatırımcılara, medyaya ve kullanıcılara “gelişiyoruz” mesajı verilmek isteniyor.
Oysa birçok kullanıcı için ideal uygulama şudur:
Sessizce çalışan, stabil kalan ve alışkanlık bozmayan uygulama.
Ama bu teknoloji dünyasında “heyecan verici” görünmüyor.
Algoritmalar İnsan Psikolojisini Geçti
Eskiden uygulamaları insanlar tasarlıyordu.
Bugün ise çoğu karar veri analizleriyle alınıyor.
Hangi renk daha çok tıklatıyor?
Hangi bildirim kullanıcıyı geri getiriyor?
Hangi video insanı daha uzun süre ekranda tutuyor?
Bunların hepsi ölçülüyor.
Sonuçta ortaya kullanıcıyı rahatlatan değil, bağımlı bırakan tasarımlar çıkıyor.
Ve ironik olan şu:
Birçok uygulama artık insanların hayatını kolaylaştırmaktan çok, dikkatini yönetmeye çalışıyor.
Basitlik Neden Kayboldu?
Çünkü basitlik para kazandırmıyor.
Sade bir uygulama hızlıdır.
Hızlı uygulama işinizi çabuk bitirir.
İşiniz çabuk biterse uygulamada daha az vakit geçirirsiniz.
Şirketlerin istemediği tam olarak budur.
Bu yüzden modern uygulamalar gittikçe şuna dönüşüyor:
- daha fazla öneri,
- daha fazla bildirim,
- daha fazla içerik,
- daha fazla özellik,
- daha fazla dikkat savaşı.
Ama çoğu kullanıcı aslında daha fazlasını değil, daha azını istiyor.
Daha az karmaşa.
Daha az reklam.
Daha az manipülasyon.
Belki de Sorun Teknolojinin Kendisi Değil
Belki de sorun, teknolojinin amacının değişmesi.
Eskiden yazılımlar insanların zamanını kazanmak için yapılırdı.
Bugün ise çoğu platform insanların zamanını tüketmek için tasarlanıyor.
Bu yüzden artık yeni bir özellik gördüğümüzde heyecanlanmak yerine şunu soruyoruz:
“Bu gerçekten işime mi yarıyor,
yoksa sadece beni biraz daha içeride tutmak için mi eklendi?”
Ve dürüst olmak gerekirse…
Modern kullanıcıların teknolojiye dair en büyük ortak hissi şu olabilir


Bir yanıt yazın